DİYALİZ FİSTÜL SORUNLARI ve KOL ŞİŞLİĞİ TEDAVİSİ
Son dönem böbrek yetmezliği, dünyada ve ülkemizde oldukça yaygın görülen önemli bir sağlık sorunudur. Erken teşhis edildiğinde sıklıkla önlenebilir veya geciktirilebilir olsa da, farkındalığın düşük olması ve geç tanı konulması nedeniyle çoğu vakada bu mümkün değildir. Son dönem böbrek yetmezliğinin tedavi seçenekleri arasında böbrek nakli, hemodiyaliz ve periton diyalizi bulunur. Ancak hastaların çoğu hemodiyalize bağımlı hale gelir. Hemodiyaliz tedavisi için geçici veya kalıcı kullanım amacıyla bir damar erişim yolu gereklidir.
Günümüzde hemodiyaliz için gereken damar erişim yolu, cerrahi olarak oluşturulan arteriyovenöz fistül (AVF) veya diyaliz kateterleri ile sağlanmaktadır. İdeal kalıcı hemodiyaliz yolu, kol veya önkolda oluşturulan AVF'dir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ikinci seçenek cerrahi olarak oluşturulan AV greftlerinin kullanımıdır. AV fistüller ve greftler, kateterlere kıyasla daha uzun ömürlü olmaları ve daha düşük komplikasyon oranları nedeniyle hemodiyaliz gerçekleştirmenin en güvenilir yolları olarak kabul edilmektedir. Fistül oluşumunun en çok tercih edilen ve sık kullanılan bölgesi, bilek seviyesindeki atardamar ile toplardamar arasında yer alan bölgedir. Güncel kılavuzlarda, teknik olarak mümkünse tüm hemodiyaliz hastalarında fistül kullanılması önerilmektedir.

AVF fonksiyon bozukluğu, genellikle altta yatan daralma ve/veya pıhtı ilişkili yaygın bir sorundur. Fistülde daralma ve pıhtı oluşumu, cerrahi işlemin ardından hem erken dönemde hem de geç dönemde görülebilir. Fistülün bulunduğu kol ve önkolda şişlik, nabızda değişiklikler, darlık bölgesinde anormal titreme, kol yükseltildiğinde fistül görünümündeki anormal değişiklikler fistül daralmasını işaret eden önemli bulgulardır. Tanı için genellikle ultrasonografi kullanılır ancak bazı durumlarda bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme ve fistülografi da gerekebilir.
Fistül sorunlarına genel yaklaşım, altta yatan nedeni belirlemek için uygun izleme ve görüntülemeyi ve ardından klinik olarak önemli sorumlu lezyonun kesin tedavisini içerir. Girişimsel radyoloji tarafından uygulanan çeşitli damar içi tedaviler, açık cerrahi yaklaşımın yerini büyük ölçüde almıştır ve ilk tedavi seçeneği olarak kullanılmaktadır.
Girişimsel radyoloji tarafından gerçekleştirilen işlem, cilt uyuşturulduktan sonra, küçük bir delikten ince teller ve küçük tüpler (kateterler) yerleştirilmesi suretiyle yapılır. AV fistülündeki herhangi bir daralmanın veya tıkanıklığın yerini ve şiddetini doğru bir şekilde teşhis etmek için, girişimsel radyolog yerleştirilen tüpün içerisinden damarları değerlendirmek için kontrast madde enjekte edecek ve böylece fistülogram adı verilen yöntem uygulanmış olacaktır. Damarlarda ya da AV fistülde pıhtı mevcutsa, pıhtının çeşitli malzemeler kullanılarak damar dışına çıkarılması (trombektomi) veya pıhtının içerisine ilaç verilerek eritilmesi (tromboliz) işlemleri uygulanabilir. Girişimsel radyolog daha sonra kılavuz tel kullanarak darlık bölgesine farklı boyut ve tiplerde balonlar yerleştirip damar duvarını genişletir ve bu sayede kan akışı yeniden sağlanır. Bazı durumlarda, girişimsel radyolog damar duvarlarını desteklemek ve açık tutmak için damara stent de yerleştirebilir. Bu tedaviler sonrası 24-48 saat servis ya da yoğun bakımda gözlem gerekebilir.
AV fistüllerinde darlık ya da tıkanıklık sebebiyle damar içi girişim yapılan hastalarda bazı komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bunlar hayatı tehdit eden veya hastanede yatış gerektiren majör komplikasyonlar olabileceği gibi ek girişim gerektirmeyen minör komplikasyonlar da olabilir. Bu komplikasyonlardan en sık görülenleri atardamarlarda kan pıhtısı gitmesi, kolda morarma, fistül çevresinde kanama, damar duvarının zarar görmesi olarak sayılabilir. Ayrıca diğer girişimsel işlemlerde olduğu gibi alerji ve enfeksiyon riski de vardır.
Kaynaklar: