Splenik arter anevrizması, dalak atardamarının (splenik arter) bir bölümünde oluşan balonlaşmadır. Anevrizma kelimesi, bir damarın duvarının zayıflayıp genişlemesini ifade eder. Splenik arter, karın boşluğunda yer alan dalak organına kan taşıyan bir atardamardır. Bu damarda gelişen anevrizmalar genellikle yavaş büyür ve uzun süre hiçbir belirti vermeyebilir. Birçok hastada bu durum başka bir nedenle yapılan ultrason, bilgisayarlı tomografi veya anjiyo incelemesi sırasında tesadüfen saptanır.
Splenik arter anevrizması nadir bir durum olsa da özellikle bazı risk gruplarında yırtılma (rüptür) riski yüksek olabilir. Bu nedenle erken tanı ve doğru takip büyük önem taşır. Anevrizma yırtıldığında hayati tehlike oluşturabilecek iç kanamalara yol açabilir.
Splenik arter anevrizması, damar duvarındaki zayıflık nedeniyle oluşur. Bu zayıflığın altında yatan sebepler farklı olabilir. Bazı durumlarda bu zayıflık doğuştan gelirken, bazı kişilerde sonradan gelişen hastalıklar veya durumlar nedeniyle damar duvarı zamanla incelir.
En sık görülen nedenler şunlardır:
• Doğuştan gelen damar yapısal bozuklukları
• Hamilelik (özellikle çok sayıda doğum yapmış kadınlarda damar yapısı daha hassas olabilir)
• Yüksek tansiyon
• Karaciğer sirozu ve portal hipertansiyon (karın içindeki damarlarda basıncın artması)
• Damar duvarına zarar veren travmalar veya ameliyatlar
• Ateroskleroz (damar sertliği)
• Nadiren enfeksiyonlar
Hamilelikte hormonların etkisiyle damar duvarı esneyebilir. Bu durum özellikle splenik arterde balonlaşma oluşmasını kolaylaştırabilir. Karaciğer sirozu olan kişilerde de damar içi basınç artışı nedeniyle anevrizma gelişme riski artar.
Bu hastalık her yaşta görülebilse de bazı gruplarda daha sık ortaya çıkar:
• Kadınlarda, özellikle birden fazla doğum yapmış olanlarda
• 50 yaş üzeri bireylerde
• Karaciğer hastalığı veya sirozu olanlarda
• Portal hipertansiyonu (damar basınç artışı) olanlarda
• Yüksek tansiyonu veya damar sertliği olanlarda
• Daha önce karın bölgesine ameliyat geçirmiş kişilerde
Kadınlarda görülme sıklığının fazla olmasının nedeni, hamilelik ve doğumla birlikte damar duvarlarının daha hassas hale gelmesidir. Bu nedenle gebelik planlayan kadınlarda splenik arter anevrizması tanısı varsa bu durum özellikle dikkatle değerlendirilir.
Splenik arter anevrizması çoğu zaman hiçbir belirti vermez. Hastaların büyük kısmında bu hastalık başka bir nedenle yapılan tetkikler sırasında tesadüfen fark edilir. Ancak bazı durumlarda büyüyen anevrizma çevre dokulara baskı yapabilir ve şikayetlere yol açabilir.
En sık görülebilecek belirtiler şunlardır:
• Karın sol üst kısmında veya sırtta ağrı
• Hazımsızlık, mide rahatsızlığı, dolgunluk hissi
• Yemek sonrası karın ağrısı
• Nadiren mide veya bağırsaklara baskı hissi
• Bazı hastalarda hiçbir belirti olmadan yırtılma (rüptür) ile ani şiddetli ağrı
Anevrizma yırtıldığında (rüptür), ani başlayan çok şiddetli karın ağrısı, tansiyon düşüklüğü, soğuk terleme ve bayılma görülebilir. Bu durum acil müdahale gerektirir ve hayati tehlike taşır.
Splenik arter anevrizmasının en önemli riski yırtılma (rüptür) riskidir. Anevrizma yırtıldığında karın içine ciddi kanama meydana gelir. Yırtılma durumunda hayati tehlike söz konusudur.
Özellikle hamile kadınlarda bu risk daha yüksektir. Bu nedenle gebelik planlayan kadınlarda küçük anevrizmalar bile tedavi edilmelidir. Ayrıca 3 cm’den büyük anevrizmalarda yırtılma riski artar.
Yırtılma riski dışında anevrizma zamanla büyüyebilir. Bu da ileride acil durumlara yol açmadan önce tedavi edilmesini gerektirebilir.
Splenik arter anevrizmasının tanısı çoğu zaman radyolojik görüntüleme yöntemleriyle konulur. Bu yöntemler, damarların iç yapısını ve olası balonlaşmaları ayrıntılı biçimde gösterir. Ultrason, ses dalgalarıyla çalışan zararsız bir yöntemdir ve karın içi damarları değerlendirmede ilk basamak olarak kullanılır. Renkli Doppler ultrason ise kan akımının yönünü ve hızını da göstererek anevrizmanın aktif olup olmadığını anlamamıza yardımcı olur. Bilgisayarlı tomografi (BT) anjiyografi, damarın üç boyutlu görüntüsünü sağlayarak anevrizmanın büyüklüğü, şekli ve çevresindeki organlarla ilişkisini net olarak gösterir. Manyetik rezonans (MR) anjiyografi ise radyasyon içermediği için özellikle genç ve hamile hastalarda tercih edilir. Bu yöntemlerde elde edilen ayrıntılı görüntüler, doktorların en doğru tedavi planını oluşturmasına olanak tanır.
Tanı genellikle görüntüleme yöntemleri ile konur. Şikayeti olmayan kişilerde bile anevrizma başka bir nedenle yapılan tetkiklerde tesadüfen saptanabilir.
Kullanılan başlıca yöntemler:
• Ultrason ve Renkli Doppler Ultrason: Karın içindeki damarların görüntülenmesini sağlar.
• Bilgisayarlı Tomografi (BT) Anjiyografi: Damarların ve anevrizmanın boyutunun net olarak görülmesini sağlar.
• Manyetik Rezonans (MR) Anjiyografi: Radyasyon içermeyen bir yöntemdir, detaylı damar görüntülemesi yapılabilir.
• Klasik Anjiyo: Gerektiğinde tedaviye geçiş yapılabilecek bir yöntemdir.
Görüntüleme sayesinde anevrizmanın büyüklüğü, yeri, çevre dokulara yakınlığı ve yırtılma riski değerlendirilir. Bu bilgiler tedavi planlaması açısından çok önemlidir.
Tedavi planı, anevrizmanın büyüklüğüne, hastanın yaşı, cinsiyeti, genel sağlık durumu ve gebelik durumuna göre belirlenir. Küçük, belirti vermeyen ve yırtılma riski düşük anevrizmalar düzenli aralıklarla takip edilebilir.
Ancak bazı durumlarda mutlaka tedavi önerilir:
• Anevrizma 3 cm’den büyükse
• Anevrizma büyüme eğilimi gösteriyorsa
• Hasta hamile ise ya da gebelik planlıyorsa
• Anevrizma ağrı veya baskı gibi şikayetlere neden oluyorsa
Tedavi yöntemleri cerrahi veya endovasküler (anjiyo ile damar içi tedavi) yöntemler olabilir.
Cerrahi tedavi, geçmişte en sık kullanılan yöntemdi. Günümüzde daha çok büyük veya karmaşık anevrizmalarda tercih edilir. Açık cerrahi sırasında karın açılarak anevrizmanın bulunduğu damar bölgesi onarılır veya kapatılır.
Bazı durumlarda splenik arter tamamen bağlanabilir. Dalak organı için kan akımı başka damarlardan geldiği için genellikle bu işlem ciddi bir sorun oluşturmaz. Gerekirse dalak da alınabilir. Ancak günümüzde çoğu hastada açık cerrahiye gerek kalmadan anjiyo yöntemleriyle tedavi mümkündür.
Endovasküler tedavi, günümüzde splenik arter anevrizmalarında en sık kullanılan modern ve güvenli yöntemlerden biridir. Bu tedavi, kasık bölgesinden yapılan küçük bir girişle gerçekleştirilir; yani açık ameliyat yapılmaz. Girişimsel radyoloji uzmanı tarafından, ince ve esnek bir tüp (kateter) damar içine yerleştirilir.
Kateter, röntgen cihazı yardımıyla anevrizmanın bulunduğu bölgeye yönlendirilir. Bu işlem sırasında genellikle genel anesteziye gerek kalmaz, hafif bir sedasyon (rahatlatıcı ilaç) ve lokal olarak girilecek yerin (genellikle kasık damarından veya daha nadiren koldan girilir) uyuşturulması ile yapılır.
Anevrizma bölgesine ulaşıldığında, kanın balonlaşan bölgeye girmemesi için çeşitli yöntemler uygulanabilir. En sık kullanılan yöntemlerden biri stent-greft yerleştirilmesidir. Bu özel kaplı tüp, damar duvarını içeriden destekleyerek kanın anevrizma içine dolmasını engeller. Bazı durumlarda ise anevrizma içine ince metal sarmallar (coil) veya özel yapıştırıcı maddeler yerleştirilerek bölge tamamen kapatılır.
Tüm işlem genellikle 1-2 saat sürer ve hasta çoğu zaman ertesi gün taburcu edilir. Endovasküler tedavinin en büyük avantajı, açık ameliyata göre çok daha az ağrılı olması, iyileşme süresinin kısa olması ve komplikasyon riskinin düşük olmasıdır. Bu nedenle özellikle yaşlı hastalar veya ek hastalığı olan bireylerde bu yöntem sıklıkla tercih edilir.
Endovasküler tedavi girişimsel radyoloji uzmanı tarafından yapılır ve çoğu zaman aynı gün veya ertesi gün taburcu olunur.
Tedavi şekli, anevrizmanın yerine ve damar yapısına göre değişir. En sık kullanılan yöntemler şunlardır:
• Coil embolizasyonu: Anevrizmanın içine ince metal sarmallar yerleştirilir. Bu sarmallar kanın anevrizmanın içine girmesini engeller ve balonlaşmanın devre dışı kalmasını sağlar.
• Stent-greft yerleştirilmesi: Damarın içine özel bir kaplı stent yerleştirilir. Bu stent, kanın anevrizmaya girmesini tamamen engeller.
• Yapıştırıcı veya tıkaç (embolizan madde) kullanımı: Damar içine özel yapıştırıcılar veya tıkaçlar yerleştirilerek anevrizma kapatılabilir.
Hangi yöntemin uygulanacağı hastanın damar yapısına, anevrizmanın büyüklüğüne ve yerine göre girişimsel radyoloji uzmanı tarafından belirlenir.
Endovasküler tedavi genellikle güvenli bir işlemdir. Ancak her tıbbi girişimde olduğu gibi bazı riskleri vardır:
• İşlem sırasında veya sonrasında giriş yerinde kanama
• Damar tıkanıklığı veya daralma gelişmesi
• Dalak dokusuna kan akımının azalmasına bağlı ağrı veya ateş
• Çok seyrek olarak anevrizmanın tekrar oluşması
Bu risklerin çoğu düşük orandadır ve işlem sonrası dikkatli takip ile kontrol altına alınabilir. Açık cerrahiye göre risk oranı daha düşüktür.
İşlemden sonra genellikle 1 gün hastanede kalmak yeterlidir. Bazı hastalar aynı gün taburcu olabilir. Giriş yerinde hafif ağrı veya morarma görülebilir ama bu genellikle kısa sürede geçer.
Hastalara genellikle bir süre ağır kaldırmamaları ve doktorun verdiği ilaçları düzenli kullanmaları önerilir. Düzenli aralıklarla yapılan görüntüleme kontrolleriyle tedavinin başarılı olup olmadığı takip edilir.
Splenik arter anevrizması, çoğu zaman belirti vermeyen ancak yırtıldığında hayatı tehdit edebilecek ciddi bir damar hastalığıdır. Erken tanı, düzenli takip ve gerektiğinde doğru tedavi yöntemiyle bu hastalık güvenle kontrol altına alınabilir.
Günümüzde endovasküler (anjiyo) yöntemlerle hastalar büyük ameliyatlara gerek kalmadan, kısa sürede tedavi edilebilmektedir. Özellikle hamile kadınlarda ve büyük anevrizması olan hastalarda erken müdahale hayat kurtarıcı olabilir.